Bıçak kemiğe dayanmasın

Eğitim, Liderlik Yöneticilik, YÜKSEK Motivasyon, İŞ'te Hayat Yorum yok »

Bıçak kemiğe dayanınca zaten harekete geçiliyor bir şeyler yapılması gereken konularda. Hatta normalde alınmayacak kararlar, atılamayacak adımlar atılıyor. Öyle ya bıçak kemiğe dayanmış! Ama daha mühim olan durum var ki o da bıçak kemiğe dayanmadan gerekenlerin yapılması.

Aslında sabrın sonuna ulaşılması anlamı ağır basıyor olsa da ‘bıçak kemiğe dayandı’ tabirinde, artık kayıtsız kalınamayacak duruma gelmiş, acil ve önemli bir durum olduğunu ifade etmek için de kullanırız. Ve çokta alışık olduğumuz bir yaklaşımdır ki çok zaman bıçak kemiğe dayanmadan gerekeni yapmayız

Kendisi çok uluslu ortamlarda yoğun çalışmış olan bir büyüğümden, başka milletlerin çoğunda benzer bir deyimin olmadığını duymuştum. Yani işleri son anda yapmak, son zamana kadar ertelemek, sorunlar artık onlarla yaşanamaz hal alana kadar çözümü ertelemek bir anlamda kültürel bir yaklaşım olabilir demişti. Kendisine hak vermemek elde değil. Yalnızca bizim toplumumuza has olmamakla birlikte bu tür yaklaşımın toplumsal olduğunu ve içinde bulunulan ortam etkisiyle kişilere aksettiğini düşünmekteyim. Deyimler de bu kültürleşmiş yaklaşımın hem tohumu hem meyvesi. Kelimeler, ifadeler insanların düşünme şeklini, davranış şeklini etkiliyor elbette.

Yalnız burada asıl önemli tespiti şudur ki ‘bıçak kemiğe dayanmak’ tabiri aslında bıçağın kemikten önce eti kestiğini, deriyi kestiğini apaçık anlatıyor olmakla birlikte, her ne hikmetse kemiğe dayanması bizi ancak harekete geçiriyor. :)   Öyle ya, iğne batsa reaksiyon veren insanın, kemiğe dayanana kadar sessiz ve kayıtsız kalması ve bunu da deyim haline getirmesi ne kadar ilginçtir.

Bu durum, hemen hepimizin düştüğü bir yanılgıdır. O nedenle bıçak kemiğe dayanmadan harekete geçmektir doğrusu. Kemikten öncesi de önemli. Kemiğe dayandıktan sonraki müdahale çok zaman yararsız olabileceği gibi, yararı olacaksa da daha erken davranılmasına oranla çok daha külfetli olabilir.

Yakında(çok yakın değil) sınavı olan öğrenci arkadaşlara hemen hatırlatmak lazım ki, bıçak henüz kemiğe dayanmadıysa bu fırsatı değerlendirmek lazım. Sonrasında hem durum acılı olur hem durumu düzeltmek için yapılması gereken. Son zamana geldikten sonra ders çalışmamakta acı verebilir, çalışmakta normalden fazla olması gerektiği için zorlayıcı olabilir. Hatta daha da sonlara gelindiyse yapılması gerekeni yapabilmek için dikkatimizi ve sükûnetimizi koruyamayabiliriz.

Benzer şekilde İş yapış şeklinde düzenlemeler yapması gereken işletmelere hatırlatmak lazım ki, iş yapmaya o kadar odaklanıp, düzenleme yapma konusunda bıçağın kemiğe dayanmasını beklemek, normalde basit pansumanlarla çözülebilecek sorunları çok büyük ameliyatlarla ancak çözülebilir duruma sürüklemek olabilir. Geç mühahale daha maliyetli, daha meşakkatli olabilir.

Örnekler çoğaltılabilir. Bıçak kemiğe dayanmasın, ilk fırsatta gerekeni yapın, hatta bıçak size hiç dokunmasın daha sorunları gerçekleşmeden görüp önleyebiliyor olun dilerim…

Bookmark and Share
Toplam Okunma: 624 | Bugunku Okunma: 40 | En Son Okunma: 08.02.2010-23:34

Güç olsun da Geç olmasın

Liderlik Yöneticilik, Pazarlama, Proje Yönetimi, İŞ'te Hayat Yorum yok »

“Hiçbir proje bitmez ama her proje bitmek zorundadır…” Bu ifadeyi Şehir Planlama eğitimi aldığım senelerde proje dönemlerinde hocalarımızdan duymuştum. O dönemler Şehir Planlama tasarım ve çizim içeriği olan projelerin hep daha ileri götürülebilecek olmasına rağmen süresi içerisinde bitirilmesi gerektiğine yorumlamıştık. Sonrasında Bilgi Teknolojileri projeleri ile tanışınca daha anlamlı bir söz olmaya başladı. Doğru süre tahminleme yapmanın önündeki engeller, beklenmedik birçok duruma müsait olduğu için süre sapmaları, kapsam değişiklikleri nedeniyle sürekli başa dönmeler, kaynak, bütçe ve proje yönetici bitirmesine/yutmasına rağmen kendisi bitmeyen projeler vb. gibi konuların hepsi birer makale konusu olabilir. Şu an sadece gerçekçi olmayan süre tahminlemesine neden olan durumlar ve birkaç çözüm yaklaşımına değinebiliriz.

Proje sürelerini planlarken çok zaman gerçekçi sürenin çok, çok altında süre tahminlerinde bulunulur. Bu yaklaşımın çok üst yönetim seviyesinde kalması kabul edilebilir. Üst yönetim işin teknik detaylarına vakıf olmayacağı gibi olmak zorunda da değildir. Bu nedenle referans noktaları genellikle finans ve rekabet konuları olabilir.

Bununla birlikte konunun daha içerisinde olan, belirli oranda teknik detaylarına hakim olan yöneticilerin buna benzer şekilde kısa süre tahminlerinde bulunması daha zorlayıcı bir konudur. İlginç olan bu yöneticilerin proje planlarken gerçekçi olmayan, riskli ve sonrasında daha pahalıya mal olacak şekilde süre tahmininde bulunmaları ve proje süresi bu süreyi aşarken de gayet sakin görünmeleridir.

Kişiliğine ve görüşlerine değer verdiğim bir büyüğüm olan Halil Aksu (Kıdemli Gartner Danışmanı) bu konuya dair yöneticilerin tutumunun arkasında, içinde bulundukları koşulların olabileceğini belirtmişti. Gerçekte olabileceğinden daha kısa süre verirken zaten o sürede bitmeyeceğini bilerek böyle davrandıklarına değinmişti. Ve yöneticinin kafasında zaten belirttiği sürenin biraz daha uzunu bir süre olduğunu ancak bunu ekip ve çok zaman Proje Yöneticisi ile de paylaşmadığına değinmişti. Bu konuya Halil Aksu kendi blogunda da değinmiş durumdadır. Ancak ben konuya birkaç farklı ihtimalden bakarak birkaç çözüm önerisi getirmek isterim.

Yöneticilerin gerçekte olabilecek sürenin altında planlama yapmasının yada yapılmasını istemesinin altında;

  • Proje çalışanlarına yeterince güvenmemek, çalışanların sorumsuz ve projeyi tehlikeye atacak derecede rahat davranmasını önlemek düşüncesi olabilir.
  • Proje Sponsoruna yada Yürütme Komitesi diyebileceğimiz daha üst düzey destekçilere, Projeye bütçe ve kaynak sağlayanlara projeyi uzun süreli gösterip destek vermekten geri durmalarını önleme düşüncesi olabilir.

Daha başka nedenlerde olabilir elbette ancak bunlar sık karşılaşılanlar olduğu için çözüm önermekte yarar var.

  • Çalışanların sorumsuzluğu mu yöneticilerde güvensizlik üretir yoksa yöneticinin açık olmayışı, güvensiz davranması mı çalışanlarda sorumsuzluk oluşturur? Bana kalırsa her ikisi de birbirini besler. Bununla birlikte daha büyük insiyatif alması gerekenin yöneticiler olduğunu düşünüyorum. Açık olmak, sorumluluk vermek ve gerekli motivasyon yaklaşımını göstermek ve hatta sadece, çalışanların daha sorumluluk sahibi olmaları için çabalamak bile, projelerde güvensizlik yaşamak ve bunu bertaraf edecek yöntemler geliştirmekten daha az maliyetlidir. Üstelikte bir anlamda yatırımdır. Çalışanlarınız sorumsuz tutumlar içerisindeler ise nedenlerini aramak lazım, sorun varsa çözme çabası göstermek lazım  -Kendi kendine çözülmeyeceğine göre elbette bir şeyler yapmalısınız- her şeye rağmen bu şekilde ise durum, demek ki çalışmanız gereken doğru kişileri bulmak için kendinize yeni fırsatlar vermelisiniz. Bıçak kemiğe dayanmadıkça işini yapmayan çalışanlarınız var ise önce bıçaktan, sonra gerekiyorsa o çalışanlardan kurtulmayı deneyebilirsiniz. Ama çözüm asla güvensiz ortam oluşturmak, bu ortama göre yaklaşım göstermek ve hatta güvensizlik aşılayarak sorumsuzluk biçmek değildir.
  • Üst Yönetime, Sponsorlara, Bütçe sağlayıcılara projeleri daha başlardan itibaren pazarlamak gibi bir durum vardır. Bunu bazen proje yöneticileri bazen daha başka/üst yöneticiler yapmak durumundadır. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken Yürütme Komitesi seviyesindekiler için önemli olan işin bir an önce bitmesi midir yoksa olabilecek en kısa sürede ve doğru şekilde gerçekleştirilmesi midir. Çözüme ulaşılamıyorsa sarf edilen zaman ve çabanın tamamı kayıptır. Gerçek Patronların kayıp odaklı değil kazanç odaklı olması gerekir. Onlara sunulan proje, iş, ürün kayıp odaklı değil(kaybedilen zaman, kaybedilen para vb.) kazanç odaklı sunulmalıdır. Kazanılacak olanlar ve ara çıktılar şeklinde bir yaklaşımla, doğru bir şekilde sunulur ise harcanacak olanlar göze görünmeyecektir elbette. Görünüyorsa da takdir onlarındır, her proje yapılacak diye bir kaidesi yok hayatın. Enerjinizi, Finansörlerinizin bütçesini ve zamanınızı, olabileceği gibi sunularak kabul görecek, başka projelere saklayabilirsiniz. Yürütme Komitesi ve Finansör konumdaki en üst düzey yöneticileriniz eğer tamamıyla gerçek dünyadan kopuk değiller ise, fildişi saraylarda yaşamıyor işin gerçek doğasıyla az çok haşır neşir iseler ve çok yol alınıyor gibi görmek ve öyle görünsün istemiyorlar ise kazanımları doğru gösterebildiğiniz sürece projelere vize çıkacaktır. Aksi durumlar içinse ne proje yöneticisine ne proje yönetim yaklaşımına gerek yoktur herhalde

Özetlersek, güvensizlik sorumsuzluk doğurabilir o nedenle güven inşa ederek ekiplere sorumluluk aşılıyor olmalıyız ve olabilecek süreler ile projelerimizi üst yönetimlere kabul ettirebilmek için kazanımlarına odaklanarak sunmalıyız.

Süre tahmini konusunda ise, her ne kadar üst yönetimin izlediği kısaltma yöntemi sorun olsa da, yalnızca teknik uzman bakışı ile PERT analizleri, Delphi tekniği vb. yöntemlerle ilerlemeye çalışmakta-eğer atom parçalamıyorsanız tabi- pek proaktif bir yaklaşım olmayacaktır. Aşağıdaki hikaye bu kısır döngüye güzel bir örnektir.

Sıcak bir havada balonuyla dolaşan bir adam kaybolduğunu fark etti. Biraz alçaldı ve aşağıda bir kadın gördü. Biraz daha alçalarak seslendi: “Affedersiniz, bana yardım edebilir misiniz? Bir arkadaşıma kendisiyle bir saat önce buluşma sözü verdim ama nerede olduğumu bilmiyorum.”

Aşağıdaki kadın kendinden emin bir tavırla cevap verdi: “Yerden yaklaşık 10 metro yukarıda asılı duran bir sıcak hava balonundasınız. 40-41 kuzey enlemleri ve 59-60 batı boylamları arasındasınız.”

“Siz mühendis misiniz?” diye sordu balındaki adam.

“Aynen öyle,” dedi kadın. “Nereden bildiniz?”

“Şey,” dedi adam, “bana söylediğiniz her şey teknik açıdan doğru ama bu sunduğunuz bilgiden ne anlam çıkaracağını hala bilmiyorum ve hala kaybolmuş durumdayım. Açıkçası, şu ana kadar hiçte yardımcı olmadınız.”

Siz de yönetici olmalısınız,” dedi kadın.

“Öyle,” dedi adam, “siz nereden bildiniz?”

“Şey”, dedi kadın, “nerede olduğunuzu veya nereye gittiğinizi bilmiyorsunuz. Bol miktarda sıcak hava sayesinde bulunduğunuz yere yükselmişsiniz. Nasıl tutacağınızı bilmediğiniz bir söz vermişsiniz ve sizden aşağıda olan insanların sorunlarınızı çözmesini bekliyorsunuz. Gerçek şu ki hala benimle karşılaşmadan önceki yerdesiniz ama her nasılsa, her şey benim hatam oldu!”

Hikaye kaynak: – Philip Allen. David Taylor’ un Şeffar Lider kitabından

Bookmark and Share
Toplam Okunma: 1143 | Bugunku Okunma: 33 | En Son Okunma: 08.02.2010-23:34

Sınırların dışına çıkabilmek

Eğitim, Liderlik Yöneticilik, YÜKSEK Motivasyon 1 Yorum »

Sınırlar olması demek hemen her durumda sınırların içinde kalınacağı anlamına gelmez.Bazen sınırları zorlamak ve bazen de aşmak gerekir. Ama bunu yapabilmek için önce sınırlarla ilgili zihnimizdeki sınırlamaları aşabilmemiz gereklidir.

Buna dair bir örneği yine Mimarlık Fakültesinde eğitim aldığım dönemlerde yaşadığım bir olayla aktarmak yerinde olur. Mimarlık, Şehir Planlama, Endüstriyel Tasarım vb. alanlardaki eğitimlerin başlıca hedeflerinden birisi de öğrencilerin farklı açıdan bakabilme, farklı yaklaşımlar gösterebilme ve yaratıcılık gibi becerilerini geliştirmelerini desteklemektir. Atölye çalışmalarında bizzat uygulamalar ile bu becerilerin kışkırtılması, teşvik edilmesi ve törpülenmesi uygulanan eğitim yöntemlerindendir.

Temel tasarım derslerinde büyükçe bir çizim kâğıdının içine kenarlardan belirli ölçüde boşluk bırakılarak çizgiler çizilmesi ile tasarım alanı belirleniyordu. Başka renk kâğıtlar ile bu tasarım alanının içerisinde istenilen tasarım öğesinin oluşturulması isteniyordu. Hemen herkesin ilk odaklandığı şey bu tasarım alanı olduğundan ilk başlarda tasarlanan öğeler bu alanı doldurmaya veya dışına taşmamaya odaklanılarak oluşturuluyordu. Bu durum ise tasarımı gerçekten zorlaştırıyordu.

Ama bir gün bir arkadaşımız tasarımının bazı bölgelerinde ona tanınan alanın dışına belirgin şekilde taşmıştı. Sunumunu yaparken ise bu tasarımının, dışına taşmayı gerektirdiğini ve asıl tasarımın o sınırların içinde kalmaktan daha önemli olduğunu destekli bir şekilde savunmuştu. Geçerli sayılmakla birlikte tasarımı, hem eğitimciler hem de öğrenci arkadaşlarından büyük beğeni kazanmıştı.

Sonra ne oldu tahmin edebilirsiniz. O kişi ezberi bozdu ve şekli taşırdı. Ama aşılan tek sınır onun kâğıdındaki sınır değildi. Artık daha çok tasarım sınırların dışına taşmaya başlamıştı hatta çizim alanını taşmaktan öte kâğıdın dışına bile taşanlara rastladık. Adeta zihinlerdeki sınırlar yıkılmışçasına. Tabi ki bu ikinci dalganın büyük kısmı, sınırları zorlamak için kendini zorlamak gibi olmuştu. Yine de geçerli sayılması ve algının gelişimine zaman tanınması, zamanla bu tür sınırların dışına taşma durumlarını ancak gerektikçe ve bir anlamı oldukça yapılması şeklinde, doğal bir şekilde sınırladı. Yani sınırları aşmanın doğal ve değişken bir sınırını oluşturdu. Sınırların aşılmasını anlamlı durumlar ile sınırlamıştık.

Hayatta çok zaman sınırları aşmak gerekir. Bunları aşabilmek için ise zihnimizdeki sınırları aşmalıyız. O kadar çok şey var ki bizi sınırlayan, bu zihinsel sınırlar yokmuş gibi yaklaşmak daha özgün, daha nitelikli, daha yenilikçi çözümler üretebilmemize yarar. Fark oluşturmak, yaratıcılık ve yenilikçilik gibi, eğitim ve iş hayatında çokça ihtiyacımız olan hünerlerin gelişmesinin yolu, büyük oranda bu yaklaşımda yatmaktadır.

Yaptığımız her ne ise, eğer sınırları aşmayı gerektiriyorsa ve geçerli bir gerekçesi var ise sınırların dışına çıkmayı göze almak gerekir. Önce zihnimizde sonra hayatımızda…

Bookmark and Share
Toplam Okunma: 2598 | Bugunku Okunma: 40 | En Son Okunma: 08.02.2010-23:34

Tavrımız Yüksekliğimizi belirler!

Liderlik Yöneticilik, Pazarlama, YÜKSEK Motivasyon, İŞ'te Hayat Yorum yok »

‘Ya olduğun gibi görün, Ya göründüğün gibi ol’ ilkesi peşinden gidilesi bir erdem olmakla birlikte, olmak istediğin gibi olabilmeye çaba sarf ederken, görünmen gerektiği gibi görünmende büyük bir motivasyon, büyük bir kaldıraçtır. Maalesef uçmayı hayal etmeden uçulamıyor. Uçtuğuna ve uçabileceğine inanmadan ise uçmaya kalkışmak bile mümkün olmuyor.

Tavrımız yüksekliğimizi belirliyor gerçekten. Kendine inanmış ve kendisini ulaşmak istediği sonuçlara ulaşmış gibi hissedebilen insanların bu tutumu hem kendilerini mücadelelerinde daha kararlı ve güçlü kılıyor, hem de başkalarının zihninde de ulaşmak istediği yüksekliğe onu hazırlıyor. Nerede olmak istiyorsak oradaymış gibi davranmak, bir çatışmaya dönüşmediği sürece zihinsel ve çevresel bir destek sağlayabiliyor. Biz kendimizi ne kadar ciddiye alır, ne kadar olmamız gereken kişinin hakkını verirsek, başkaları içinde o kişi olmaya başlıyoruz o zaman. Bu durum kendimizden başkasıymış gibi davranmak ile karıştırılmamalıdır elbette. Aksine asıl kendin olmak ve kendini gerçekleştirmek budur…

Oysa birçoğumuz başkalarının bizim hakkımızdaki fikirlerine daha fazla değer veririz ve hatta kanıksarız. Adeta kendimizi öylesine salıvermek ve başkalarının görüşleri, değerlendirmeleri ve yönlendirmelerinin kim olacağımıza karar vermesidir bu. Hakkımızda düşünülenlere göre bir tavır takınıp o yükseklikte takılıp kalmak diyebilirim ben buna. Kendini yaşamayı göze almak zor olduğundan, elbette kolayına kaçmaktır bu doğrultuda davranmak.

Oyundaki oyuncunun büyüklüğü değil, oyuncunun içindeki oyunun büyüklüğüdür önemli olan”. Bu sözü lisede basketbol seçmelerinde, boyu yeterince uzun olmadığı için elenen Michael Jordan’ a annesinin o gün söylediği ve içindeki ateşi yakan söz olarak hatırlıyordum. Kaynak bulamamış olmamla birlikte sözün uyandırdığı anlam hepimiz için geçerli.  Jordan başarısını defalarca başarısız deneyim yaşamış olmasına bağlamakla birlikte hiç dindirmediği heyecan ve sönmeyen ateşi bu sözlere benzetebiliriz. Kendisini olmak istediği yerde görmesi ve içindeki oyunun büyüklüğünce oynaması…

Peki bizim oyunumuz ne kadar büyük! Bırakalım oyuncunun büyüklüğünü, küçüklüğünü başkaları değerlendiredursun. Tavrımız YÜKSEKLİĞİMİZİ Belirleyecektir, tavrımızı ise kendimiz…

” Your Attitude Determines Your Altitude” Zig Ziglar

Bookmark and Share
Toplam Okunma: 3747 | Bugunku Okunma: 35 | En Son Okunma: 08.02.2010-23:34



Sayfa 1 / 1012345678910»
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Giriş