Öyle bir yer var ki gidiş yoluna puan var, hatta gidiş yolunu anlayabilene, gidebilen herkese sonuç hediye…
Daha fazlasını söyleyeyim, hatalarımıza bile puan veriyorlar!
Nerede mi? Hayatta tabi ki, hayatın tam kendisinde…
Hayatınızı yaşayınız; onu evirip çevirmeyi, şekillendirmeyi, süslemeyi, misafir gelir diye, görücüye çıkar diye toparlayıp gösterişe getirmeyi bırakın, gidin-ya da gelin- hayatınızı yaşayın. Elbette kurallarınız olacaktır, bir miktar ölçüleriniz olacaktır ancak büyük kısmı içinizden geldiğince ve içine girebildiğiniz şekilde yaşanmalıdır.
Okuldaki gibi tek bir doğru, kati sonuçlar, puan verilebilir yada kırılabilir durumlar yoktur hayatta. Gidiş yolu önemlidir muhakkak hedef sonuca ulaşmak olduğu sürece ve sonuca da ulaşılabildiği sürece. Ama ulaşılamadığında da ulaşma gayreti ve doğru adımları atmış olmak her zaman öğretici geliştirici ve hizmet edicidir.
Okulda sonucu isterler. Hayatta ise sonucu herkes bilir önemli olan oraya ulaşabilecek adımları bilmektir ve uzun yolları aşılabilir doğru adımlara bölebilmek önemlidir. Hedef belirlemek ve hedefi ölçeklendirmek, ara kontrol noktaları ve ara ödüller koymak sonucu daha ulaşılabilir kılar. Yoksa sonuç yoktur.
Hedef yoksa başarı da yok, ödül yoksa başarı da yok. Ara hedefler, ara ödüller şarttır hayatta. Yoksa şu an olduğu gibi doğruyu bilen ama ona ulaşacak gücü, cesareti, heyecanı, güveni kendinde bulamayan yada yola çıkmayı bile anlamsız bulanlar çoğunluk olabilir.
Sigarayı bırakmak isteyip de bırakamayanlar, bırakmayanlar, kilo veremeyenler, ilişkilerini düzenleyemeyenler, işini kuramayanlar, arzuladığı hayatı yaşayamayanlar vesaire…
Bütün bunların bir nedeni de gidiş yoluna değil sadece sonuca odaklanmak ve sonuç ile şu an bulunduğunuz yer arasında bağ kuramamak, gidiş yolunu görememek ve gidiş yolunu önemsememek olabilir.
Okuldan farklı olarak, hata yapma korkusu içinde olmak yanlıştır hayatta. Ya da yüzde yüz doğru olmaya çalışmak ya da tam puan almaya çalışırken hiç bir hataya mahal vermemeye çalışmak anlamsız ve son derece körelticidir.
Bu konuda Uğur Özmen hocamın yazısına biraz ters bir çıkış yaparak kendisini de anlamsız tartışmaya çektim(hocam diyorum kendisinden blogu vasıtasıyla çok şeyler öğrenmişliğim vardır, ufkumu açmıştır çok zaman). Aslında ben de büyük oranda kendisine katılıyorum. Muhakkak hayat bahanelerle uğraşmaz sonuca bakar, iş dünyası da öyle. Dalgalarla ne kadar boğuştuğumuza değil, gemiyi limana ulaştırıp, ulaştıramadığımıza bakılır en nihayetinde.
Bununla birlikte benim tepkim okullardaki o, ‘gidiş yoluna puan vermemek için sonuca odaklanmak, tek bir sonuç oluşturmak hatta çok zaman gidilecek yol bile bırakmamak’ yaklaşımınadır. Hatta puan kırma anlayışı bile bana pek anlamlı gelmemektedir puan almanın anlamlı gelmediği gibi. Neden kırıyoruz ki. Biz yolu gösteremedik ise sonuca ulaşamayan mı suçlu? Hata yapmamak üzerine kurulu bir eğitim sistemi olabilir mi?
Yaptığı hatalar için puan kırmak yerine yapabildiği doğrular için puan verme eğiliminde olması gerekmez mi?
Bu tür bir eğitim sistemi insanları gerçek hayatta da hata yapmaktan korkan, denemeyen, denemediği için kazanamayan, sonucu bilen ama o sunuca ulaşamayan kişiler haline getiriyor diye düşünüyorum…
O nedenle diyorum ki “bu hayat sizin. Gidin hata yapın, gidiş yollarına odaklanın”. Gidiş yolları olan, hedefi gözünden kaçırmayan, o hedefe giden yolu erişilebilir adımlara bölen, takip edebilen ve esnek olan kişi, başarılı oluyor hayatta. Ve başarı belki de o gidebildiğimiz yollar ve giderken yaşadığımız tutku, kendine güven ve mutluluk…
Toplam Okunma: 1065 | Bugunku Okunma: 0 | En Son Okunma: 20.06.2010-11:53
Guncel Yorumlar