Eskiden at arabaları vardı, hala var elbette ama eskiden otomobilin küçük şehirlerde bu kadar yaygın olmadığı dönemlerde –ki ben o dönemlerde öyle bir küçük şehirde büyüdüm- at arabaları oldukça yaygındı. Bu konuda Osman Atman arkadaşımın manidar bir anısı bile olmuş.
At arabası ile giderlerken at aniden duruyor ve atı yürütemiyorlar. Sebebi ise yolda bir çukur olması ve bu çukurun yola dik olacak şekilde içinden renkli bir boru geçer vaziyette açık olması. Derin falan değil, tek sorun o görüntünün at için beklide doğada alışık olduğu şekliyle yılanı çağrıştırması. Gerçi bu bizim çıkardığımız anlam, kim bilir tam olarak onun için ne ifade ediyordu ki geçmedi üzerinden
Yola devam edebilmek için o çukuru tamamen kum ile kapatmaları gerekmiş. Ancak ondan sonra yola devam…
Tabi hikâyeyi hemen kazanalım diye şu noktaya bağlamak istedim, otomobil muhakkak böyle değildir, kontrol sizdedir, yağını, suyunu yakıtını verdiğiniz sürece teknik olarak engel yok ise işiniz görülür. Benzer bir çok mekanik ve teknolojik araç ve ekipmanda öyle. Ancak henüz işlerin yapılabilmesi için muhakkak canlılara ihtiyacınız var ise işte durum farklı. İşin içine canlı faktörü girince ki bu canlı biyolojik varlığının ötesinde ruhsal ve duygusal varlığını da göz önünde bulundurmanız gereken insan ise daha bir hassas olmanız gerekecektir.
İnsan Kaynaktır diyip geçerken, çok zaman bu hassasiyeti bilmeden yada kasıtlı olarak göz ardı ediyoruz. O nedenle tekrar ediyorum ki kaynak ta olsa İnsan İnsandır ![]()

Guncel Yorumlar