Etkili Sunum için Heyecana destek

Eğitim, Satış ve Pazarlama - MLM, Sunum Teknikleri, YÜKSEK Motivasyon 4 Yorum »

Heyecan iyidir, öldürmemeli sevmeli, değerlendirmeli demiştik :)

Ve bu heyecanın sunum yapmaktan korkmak, yada sunum yaparken elimizin ayağımıza dolaşması şeklinde değil, sunum yapmak için sabırsızlanmak ve sunum yaparken heyecan saçmak, heyecanı paylaşmak şeklinde değerlendirilmesinden bahsetmiştik.

Bununla birlikte bu söylediğimizin nasıl olacağı konusunda önceki yazıda kısaca değindiğimiz konuları biraz açmamız gerekir. Öncelikle sosyal cesaret konusunda örnekler verme sözümüz vardı, ona değinelim.

Bir antrenörden şu şekilde bir tavsiye almıştım; “belediye otobüsüne bindiğini düşün, kimseyi tanımıyorsun ve büyük ihtimalle içerdeki insanlardan birbirini tanıyanlarda çok azdır. O nedenle hemen herkes sessizce yerinde oturuyor ve kendi zihninde diyaloglar halinde. İşte sen yeni binen birisi olarak tanımadığın o insanlara gülümseyerek bakabilirsin ve bu davranışına yakın tepki verenlere başınla yada sesli olarak nazikçe selam bile verebilirsin. Emin ol ki bu sandığın kadar korkulacak yada seni aptal durumuna düşürecek bir şey değildir.” Bu dediğini denemiştik :) hatta biz biraz geliştirerek, arkadaşım ile katıldığımız bir davette, hiç tanımadığımız insanlarla öyle samimi bir şekilde selamlaşmıştık ki bizi tanıyamadıklarını belli etmeden sohbete başladılar. Sohbetin sonuna doğru biz söylemiştik daha öncesinden bizi tanımadıklarını, bu nedenle zihinlerini zorlamalarının gereksiz olduğunu.

Asansöre bindiğinizde hemen herkesin sustuğu ve başını öne eğdiği durumlarda sessizliği gülümseyen bir tavırla ve beklenmedik ve hatta cevabı son derece açık olan bir soru ile bölmenin benzer bir deneme olduğu da öğrendiğimiz bir başka yöntem.

Tabi bu tür denemeleri bu kadar taklit şekilde ve basmakalıp yapmak değil mühim olan, daha özgün ve kendine has girişimlerde bulunmak. Hedef tanımadığımız insanlar ile iletişime geçebilme, o insanların gözüne bakabilme, gülümseyerek yakınlık kurabilme becerimizi geliştirmektir. Hiç tanımadığımız insanlar ile iletişim kurmak çok korkulan bir şey olmakla birlikte, pratik yaptıkça hiçte zor olmayan ve tuhaf hiçbir yanı olmayan son derece normal bir davranış olduğu fark ediliyor. Ancak bunu bilmek yetmez, zihnin bu yönde gelişim kazanması için denemek lazım. Yapmak lazım. O, bizi geri tutan şeyi kırmak lazım. En basitinden insanlara selam vererek yada diyalog fırsatlarını değerlendirerek başlanabilir.

Bu konuda kendimizi cesaretlendirmemiz Sunum Heyecanını kendi yararımıza kullanma açısından önemli bir gelişimdir.

Bir diğer destekleyici yöntem ise sunum yapacağımız konuya ve sunuma çalışarak hem konu hakimiyeti açısından hem sunum hazırlığı açısından heyecanımızı kontrol etmemize yarar. Öyle ki, insan defalarca yaptığı bir şeyi yaparken daha rahat olur, hatta ne kadar çok yaparsa o kadar çok hakim hisseder kendisini. Bildiğimiz bir işi yapıyor olduğumuzu hissetmemiz ve hissettirmemiz güven ve kontrol sağlar.

Heyecanı olumlu kullanabilmenin bir diğer yöntemi ise sunuma başlarken hızlıca konuya girmekten kaçınmaktır. Eğer gerekmiyorsa tabi ki. İnsanlar sizden konuyu duymak istedikleri kadar, başka şeyler duymaya da hazırdırlar ve bu sizin açınızdan hem kendinizi, hem dinleyicileri rahatlatmak ve buzları eritmek için değerlendirebileceğiniz bir fırsattır. Kendinizi tanıtırken dinleyicilerin ilgisini çekebilecek konuları daha belirgin ve detaylandırarak aktarabilirsiniz, çok uzatmadan elbette. Yada çok büyük bir kalabalığa seslenmiyorsanız hızlıca katılımcılara kendilerini tanıttırmanız bir kaynaşma yöntemi olabilir. Ancak çok standart ve asker tekmili şeklinde olabilecek tanıtımı siz biraz zenginleştirmelisiniz kolay ve nazik sorularla. Bu izleyicileri de daha dışadönük hale getirir. Katılımcı grubu çok kalabalık ise elbette tek tek tanışmak mümkün olmayacağından, basit birkaç soruya ellerini kaldırarak insanların katılımını alabilirsiniz. Hiç el kalkmayacak sorular seçmemeye dikkat edebilirsiniz :) bir diğer yöntem ise, sunuma sizi ve o insanları getiren nedeni ve gelişmeleri izah etmek ve bunu mümkünse mizahi bir dille yapmaktır. Hatta duruma uygun mizahi bir hikaye bulabilir ve bunu sunumun başında paylaşırsanız hem kendi heyecanınızdan arınmış olursunuz hem de dinleyici grubu heyecanlandırmış olursunuz.

Heyecanı benimsemek ve heyecanı kendi yararımıza yönlendirmek adına bu yöntemlerden sonra artık Etkili Sunum için, Hazırlanacak Sunum ve Sunuş Şekli ile ilgili konulara geçebiliriz devam eden yazıda…

Toplam Okunma: 3054 | Bugunku Okunma: 0 | En Son Okunma: 20.06.2010-11:12

Etkili Sunum için Heyecan gerek

Satış ve Pazarlama - MLM, Sunum Teknikleri, YÜKSEK Motivasyon 5 Yorum »

Artık ‘İyi Sunum Yapma Yöntemleri’ üzerine bir şeylerden bahsetmemiz gerekiyor.Daha önceki yazılarımızda, nasıl kötü sunum yapılabileceği konularına değinerek aslında iyi sunum yapmak için kaçınılması gerekenlere değinmiştik. Şimdi, sadece bu kaçındığımız konular ile bile, yüksek seviyelere getirmiş olduğumuz sunumların, nasıl daha etkili, daha verimli ve daha çarpıcı olabileceği konularına birkaç yazıda değinmek yerinde olacaktır.

Sunum ile kastettiğimiz, bir eğitim sunumu olabilir, büyük bir kalabalığa yapılan topluluğa hitabet konuşması olabilir, daha küçük bir gruba yapılan bir iş sunumu olabilir, bir satış amacı olan tanıtım sunumu olabilir, hatta belki bir mülakattır, kendinizi tanıtıyor olduğunuz bir sunum olabilir yada işinizi veya şirketinizi tanıttığınız bir iş görüşmesi sunumu olabilir… Hemen hepsinde ortak olan, etkili olmasını sağlama yöntemleri olduğu gibi, sunumun içeriği ve amacına göre yöntemlerin bir kısmı değişebilir elbet.

Öncelikle sadece heyecan konusuna değinebiliriz. Heyecanlanın!… Şu ana kadar birçok yerde sunumunuzun yada topluluk önündeki konuşmanızın kötü olmaması için, heyecanlanmamanız gerektiği konusunda telkinlere rastlamışsınızdır. Ve sanki bu heyecan kişinin elindeymiş gibi bu heyecanı yenmekten bahsedilir. Ancak şimdi tam aksini söylemek istiyorum, bu heyecan sizi başarıya götürebilir. Onu yenmeye, bastırmaya yok etmeye çalışmanız anlamsız ve hatta daha tehlikeli olabilir. Önemli olan bu heyecanı yok etmek değil, bu heyecanın sizi sıkıntıya sokacak şekilde yönetmesi yerine, sizin o heyecanı kullanarak verimli ve keyifli sonuç almanızı sağlamaktır.

Bu heyecan elbette sunuma göre değişir. Birkaç kişilik bir arkadaş grubuna yeni iş fikrinizi sunmaktaki heyecanınız ile, yüzlerce insanın olduğu bir ortamda bir konuyu anlatmanız durumundaki heyecan farklı olacaktır. Yada çok istediğiniz bir iş ortaklığı için, büyük bir yatırımcı grubunu, şirketinize finansör olmaya ikna etmeniz gereken şirket sunumunuz daha farklı bir heyecan içerecektir.

Ancak bu durumların hepsinde heyecan vardır ve olması gerekmektedir. Eğer heyecan yok ise, zaten sunum yaptığınız kitleyi de heyecanlandıramazsınız. Ve büyük bir ihtimalle istediğiniz sonucu alamazsınız. Bu heyecan tek başına sizin başarı garantörünüz olmamakla birlikte (değineceğimiz)diğer bileşenler ile güzelce desteklendiği takdirde sunumunuzun en güçlü tarafı olabilir.

Peki, bu heyecanı kendi yararımıza kullanabilmenin yolu ne olabilir. Bu konuda yakın dönemde katıldığım ‘Topluluk Önünde Etkili Konuşma’ isimli bir seminerde, bu konuda yoğun emeği olduğu anlaşılan Muhammed ALPKENT arkadaşımız Sosyal Cesareti artırma başlığı altında kendi geliştirdikleri birkaç yöntemden bahsetmişti. Araştırılabilir. Başka hiçbir yerde değinmediğini belirttiği için, burada doğrudan aktaramayacağım yöntemlerinin benzerlerini daha önceki çalışma ortamlarımda öğrenmem ve kullanmam gerekmişti. Devam eden yazılarda bahsediyor olacağız.

Şu birkaç noktayı bilmek bile bir topluluğun önüne çıkmanız gerektiği durumlarda sizi saran ve zor durumda bırakan heyecanı, sizin yönlendirebileceğiniz duruma getirmenize yarayabilir.

  • Sunum yapmanız gereken topluluğun sizin gibi birer insan olduğunu unutmamalısınız. Sizden üstün olmadıkları gibi sizin düşmanınız da, yargıcınız da değildirler :)
  • Heyecanınızı açıkça itiraf etmeniz sizi belirli oranda rahatlatır. Hatta ortamın uygunluğuna göre bu heyecanı paylaşabilirsiniz bile. İnsanlara daha sunumunuzun başlarında basit bir soru sorarak, yada bir şeyi onaylamalarını sağlayarak katılımlarını sağlamanız heyecanı paylaşmalarına yarar. Ve sizinde ortama ısınmanızı sağlar.
  • Bir topluluğa hitabet şeklinde alınan mesaja insanların tepki verme ihtimali, birebir konuşma esnasında bir mesaja tepki vermeleri ihtimalinden çok daha düşüktür. İnsan doğası gereği sahnede birisinin söylediği söze daha bir inanma eğilimindeyiz sanırım.

Ve tekrar etmek gerekirse, heyecanlanın! Sunum öncesinde, sunum için heyecanlanın. Bu heyecan sizi konuya hakim olmaya, sunumunuza çeki düzen vermeye, konuyu kendi kafanızda şekillendirip tepeden bakabilmenize ve sunum öncesi hazırlıklarınızı yapmaya hazırlasın. Zihninizde defalarca sunum yapıyor olduğunuzu, ana hatlarıyla nasıl anlatıyor olduğunuzu yaşayın. Bütün olumlu yönleriyle zihninizde gerçekleştirdiğiniz sunum ve dinleyicileriniz ile buluşmak, bunu gerçekte de yapmak için heyecanlanın. Ve o derece hazırlanın ve heyecanlanın ki adeta bir an önce insanların karşısına çıkmaya ve mesajınızı vermeye etkili bir sunum yapmaya dair sabırsızlanın.

Heyecanı olumlu yönde destekleyecek, heyecanı insanlara aktarabilme ve verimli olduğu kadar herkes açısından keyifli de bir sunum yapabilmemize yarayacak yöntemlere devam edeceğiz. Şimdilik heyecanlanarak başlayabiliriz…

http://www.yuksekmotivasyon.com/blog/wp-content/uploads/2009/09/kendine_not_vermek.jpg
Toplam Okunma: 2799 | Bugunku Okunma: 0 | En Son Okunma: 20.06.2010-11:26

Kendine not vermek

Eğitim, Kariyer, Liderlik Yöneticilik, YÜKSEK Motivasyon 2 Yorum »

Kendine güven, olumlu yaklaşım ve destekleyici tutumun gelişimi ve yaratıcılığı nasıl artırdığına dair yaşanmış bir örnek.

1999 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir Bölge Planlama bölümü 1. Sınıf öğrencileri Temel Tasarım dersinde hazırlamış oldukları çalışmaları sunuyorlar. Ve ben de o zamanlar o bölümün öğrencisi olarak diğer arkadaşlar ile birlikte oradayım. Temel Tasarım dersi öğrencilere yeni bir şeyler öğretmekten çok üretkenliklerini artırma, yaratıcılığı geliştirme, tasarım öğelerini etkili kullanma, alışıldık yöntemlerin dışında çözümler üretebilme, bu çözümü makul ve uygulanabilir hale getirme, tasarladıklarını sunabilme gibi yetkinlikler kazandırmayı amaçlamaktadır ve o bölümün çok önemli derslerindendir.

Okulun farklı olan eğitim sistemine yeni başladığımız zamanlar olduğu için hemen hepimiz eski eğitim öğretim hayatımızdan olan alışkanlık ve anlayışlarımızı muhafaza ediyoruz. Herkes hafta sonu hazırladığı çalışmayı asmış ve sırası geldikçe anlatacak ve not alacak (öğrenci beklentisi işte henüz bunu aşamamışız). Ancak not vermesi beklenen öğretmenler anlatan herkesin kendi çalışmasına kendisinin not vermesini istiyor. İlginç, ve bir o kadarda zor bir durum. Herkes ne yapsa bilemiyor.

Elbette beğenerek ve özenerek yaptığı bir tasarım var, ancak tutup çok yüksek not vermekte acaba kendini beğenmişlik yada haddini bilmezlik mi olur düşüncesiyle kötü olmayan ancak muhteşem de olmayan bir not verme eğilimi var. Zaten ilk kişi en zordaki  :) tevazusu yüzünden çok düşük not veriyor kendisine. Sonrakiler biraz daha alışmış başlıyorlar konuya ama onlarda kendilerinden öncekilerin çalışmasına ve kendisine verdiği nota bağlı kalıyorlar hep. Bir kıyaslama –nedense- bir hissedilen baskı üzerlerinde.

Derken bir arkadaşımız(kim olduğu önemli değil benzer sıra dışı yaklaşımı hemen her arkadaş göstermişti ilerleyen dönemlerde) kendisine çok yüksek not veriyor. Gerçekten göze batan bir not. Ancak kendisinden çok emin, çalışmasından emin ve ekliyordu sonunda “ben bu çalışmayı başkasında görsem ve not vermem gerekse gerçekten bu notu verirdim” diye. Bir hayret daha yaşıyor sınıf, ne olacağını bilemedikleri bir durumla karşı karşıya. Sanırım büyük kısmımız bu notu öğretmenlerin değiştireceğini düşündü, yada bir tepki bir düzeltme geleceğini. Ancak öyle olmadı.

Öğretmenler yetiştirmekte olduklarına bir şeyler anlatmak için değil onları anlamaya çalışmak, öğrencinin kendisini anlamasını sağlamak ve anlatmak istediklerini sözlerle değil bir durum yaşatarak anlatmak istiyorlardı. Zihinlerdeki bazı kalıpları yıkmak, yeniden sorgulamak ve farklı bakış açılarının oluşabilmesini sağlamaktı maksadı bu tür çalışmaların. O gün o arkadaştan sonra çok yüksek not veren bir sürü kişi daha oldu. Çünkü kendine güven bulaşıcı bir şekilde yayılmıştı. Ve hatta devamındaki kişiler not verirken kendisinden öncekilerin çalışmasına veya kendisine verdiği nota takılmadan not verebiliyordu kendi çalışmasına. Öyle ya bu bir tasarımdı, bir matematik sorusunun yanıtı değil, bir testteki doğru şık değil ki tek bir doğrunun dışındaki her şey yanlış olsundu. Yani tek bir doğru yoktu, birçok doğru ve o doğrunun belki seviyesi vardı.

Ama daha önemlisi kendi doğrularını oluşturabilmek ve sonrada onun arkasında durabilmek ve üretebildiği kadar onu sunabilmek ve kabul görmesini sağlayabilmekti asıl takdir alan ve asıl öğrenilmesinde fayda olan.  O gün herkesin kendisine verdiği not kayıtlara geçti, sanıyorum ilk başlarda kendisine düşük not veren arkadaşlara düzeltme fırsatı tanınmıştı. Ancak yine de birkaç düşük not alan çalışma kalmıştı ki o arkadaşlarda samimiyetle itiraf ettiler ki o çalışmaya gerçekten özenmediklerini ve aslında kendilerinin de pek içine sinmediğini, bu nedenle kendilerine düşük not verdiler.

Gerçekten çok ilginç bir gün olmuştu. Zihnimizde beslediğimiz ve bize ket vuran o kadar çok tutumu aynı anda görmeye ve hepsini bir anda değiştirmeye yönelik güzel bir çalışma. O çalışmadan sonra yapılan işlerin kalitesinde de önemli bir artış gözlendi. Hem kişilerin yaptığı işi daha fazla sahiplenmesi, hem kendilerine olan güvenin artması ile daha iyi iş yapma, yaptığını da daha iyi koşullarda sunma ve kabul ettirme çabası aşılanmış oldu. Belki sayfalarca kitap okunsa ve günlerce ne yapması gerektiği öğrencilere anlatılsa bu etkiyi yapamazdı ve yıllar sonra benim burada paylaşmama vesile olmazdı.

Zihindeki kalıpları yıkmak adına güzel bir yaklaşım olmasından öte, kendimiz ve başkaları tarafından beğenilmemizin ve desteklenmemizin yararı açısından bakacak olursak yine önemli bir örnek. Şimdi düşünürsek, bize kendimizi güvende hissettiren durumlarda, kendimize olan güvenimizi ve beğenimizi destekleyen, geliştiren, pekiştiren ortamlarda daha hünerli olduğumuz bir gerçek değilmidir. Elbette kendimiz yada başkaları tarafından şımartılmak bizi daha yetkin kılmaz, ancak beğenilmek ve desteklenmek mevcut yetkinliğimiz ile daha iyi sonuçlar almamıza kesinlikle katkı sağlar. Hatta bu yaklaşım kişinin yetkinliğinin artırılabilirliğini de destekler.

Bana kalırsa, zihnimizdeki bütün karneleri yırtmanın ve kendimize bir tam not vermenin muhteşem etkisini hepimiz hak ediyoruz…

Toplam Okunma: 2703 | Bugunku Okunma: 0 | En Son Okunma: 20.06.2010-08:34

Monster Kariyer Canavarı

Kariyer, YÜKSEK Motivasyon, insan kaynakları, İŞ'te Hayat Yorum yok »

60 ülkede milyonlarca  kişiye iş dünyasının kapılarını aralayan Monster, küresel altyapısı ve 15 yıllık deneyimiyle iş arama kavramına yeni bir bakış açısı getirmek için Türkiye’de.

1994 yılında kurulan Monster.com; Monster Worldwide’ın bir iştirakidir ve internetteki ilk online iş ilanı sitesi, aynı zamanda da tescil edilen 454. ticari internet sitesidir. Kuruluşunun ardından hızla büyüyerek kısa zamanda dünyanın bir numaraları kariyer sitesi haline gelmiştir.

Monster, monster.com.tr web sitesi ile Türkiye’de 2007 yılından beri faaliyet gösteriyor.

Monster; iş arayanlara “sen bir CV’den daha fazlasın” şeklinde seslenerek onların kendilerini bir kağıt parçasından fazlası ile ifade edebilecekleri bir platform ve teknoloji sunuyor.

Yakın dönem öncesinde ise ‘Monster Kariyer Canavarı’ oyunu geliştirildi ve oyun internet üzerinden kullanıma sunuldu. 29 Temmuz son katılım tarihli olana yetişememiş olmakla birlikte, yeniden açıldıktan sonra oynama fırsatı buldum. Canavarlaşmamak kaydıyla oynamaya değer bir oyun :)

Oyunun en temel faydası “kazanmaktan daha çok hata yaptığınızda size iş hayatı ile ilgili bir takım şeyleri öğretmesi” olarak belirtilmiş. Üstelik konusunda uzman danışmanlarla hazırlanmış, gerçek hayattan kurgulanmış 1000′den fazla karar seçimleriyle donatılmış. Oyunda Saygınlık, Karizma, Bilgi ve Mutluluk kavramlarını dengede tutmak ve yukarı doğru taşımak gibi bir hedefiniz var.

İş yaşamının kendisi kadar oyununda tuhaf gelen tarafları var elbette, bununla birlikte öğretici olan yanı çok fazla. Saygınlık kazanmaya çalıştığınız bazı durumların mutluluğunuzdan götürmesi, mutluluk için bazen karizmanızdan feragat etmeniz gibi durumlarla karşı karşıya kalarak oyunun mantığından yararlanmak mümkün. Yeni mezun veya henüz öğrenci olan genç yetenekleri kışkırtmak ve birazda manipüle edip amansız bir mücadeleye sürüklemek niyetli olduğu(bence) açık olan “bir şirkete stajyer girip CEO olabilir misin?” ifadesi ise tam kariyer sitelerine göre :)

Bir ilki gerçekleştirdikleri için Monster ekibini tebrik etmek gerekmektedir elbette. Oyuna buradan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca merak eden olmuş ise eğer, evet birkaç defa oynadıktan sonra en iyi Paz. Genel Müdür Yardımcısı olabildim ancak 17-20 sene içerisinde. Genel Müdür olamamakla birlikte iyi bir sonuç gibi görünüyor, ancak oyun bile olsa bazı sonuçlar için yılların geçmesini beklemek pek bana göre değil. Size oyunda, kariyerinizde ve elbette hayatınızın her alanında başarı, mutluluk, saygınlık, karizma ve bilgelik dilerim, hemde hepsi bir arada…

Toplam Okunma: 2527 | Bugunku Okunma: 0 | En Son Okunma: 20.06.2010-06:53



Sayfa 5 / 12« İlk...2345678...Son »
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Giriş