Ne Kadar Yanlış, O Kadar Doğru

Eğitim, Kariyer, Satış ve Pazarlama - MLM, YÜKSEK Motivasyon, İŞ'te Hayat 6 Yorum »

Daha önce değindiğimiz konuya dair çok bilindik bir kişiden destekleyici bir söze rastladım. Michael Jordan adeta muhteşem başarısını daha önce yaşadığı sayısız başarısızlığına borçlu olduğunu ifade eder şekilde şu sözleri söylemiş;

“Kariyerim boyunda 9000 atış kaçırdım. 300 oyun kaybettim. 26 kere oyunu kazandıracağıma güvenildi ve kaybettim. Defalarca, yeniden ve yeniden kaybettim hayatımda. Ve işte bundan dolayı başarılı oldum!”

Jordan’ ın hayatındaki hataları, ‘üç yanlış bir doğruyu götürür’ türünden değilmiş ki defalarca yanlışları olmuş. Tam aksine yanlışlar doğruları getirmiş.

Bu durum yalnızca bir sporcunun daha iyi sonuç alabilmek için sürekli denemesi ve ihtiyacı olduğu kadar yanlış yaparak, doğrularını üretmesi ile sınırlı olmayan, bir çok alanda gerçek olan bir durum. Doğru yapabilmek, en doğru sonuca ulaşabilmek için çok zaman yeterince yanlış yapmak gerekiyor ve bunun üstesinden gelmek gerekiyor.

Network Marketing sorular ve yanıtlar kitabının yazarı Allen Pease ise konu ile ilgili olarak onbir yaşında iken izci grubundaki liderinin kendisi ile paylaştığı ve kendisinin sonradan Sonuç Kuralı dediği kavramı kitabında şöyle anlatıyor.

“Başarı bir oyundur; ne kadar çok oynarsan, o kadar çok kazanırsın. Ne kadar çok kazanırsan, o kadar başarılı oynarsın.”

1)      Daha çok insanla konuşun

2)      Daha çok insanla konuşun

3)      Daha çok insanla konuşun

4)      Ortalama kuralını kullanın: 10 kişi ile görüşseniz, 7 kişi görüşmeyi kabul etse, 4 kişi dinlese ve 2 tanesi sizinle çalışmak istese, yada sizden bir şey almak istese bu bir ortalama kuralıdır. Her 10 görüşme çabası size 2 sonuç getirir. Başarısız olduğunuz diğer 8 tanesini umursamayabilirsiniz bu kuralın büyük oranda buna benzer bir ortalama ile işlediğini aklınızdan çıkarmayınız.

5)      Ortalamalarınızı yükseltin: Neleri geliştirmelisiniz, neleri düzeltmeniz gerekmektedir bunlara odaklanarak aldığınız sonuç ortalamanızı yükseltebilirsiniz. Daha iyiye, hep daha iyiye gidebilirsiniz.

Allan Pease bu kuralı ve elbette diğer birçok yaklaşımını kendi hayatında uygulayarak 21 yaşında iken bile birçok başarılara imza attığını yine kitabında belirtiyor.

Ve benzer yaklaşım ile Jordan, hepimizin dikkatini çekmeyi ve hedeflediği birçok şeye ulaşmayı başarmış durumda.

Bu durumda gerçekten hata yapmaktan korkmanın, yanlış yapmamak için atıl kalmanın, aslında hak ettiğimiz ve ulaşmamız büyük oranda yalnızca denememize, girişimde bulunmamıza bağlı olan, muhteşem sonuçlara ulaşmamızı nasılda engellediğini rahatlıkla fark edebiliriz.

Tekrar etmek gerekirse ne kadar yanlış o kadar doğruya, ne kadar başarısızlık o kadar başarıya yaklaştırıyor. Yalnızca bir oranın olduğunu ve zamanla bu oranı bile değiştirebileceğimizi bilmek yeterli…

Toplam Okunma: 2387 | Bugunku Okunma: 0 | En Son Okunma: 20.06.2010-06:16

Siz, Başarınızı Neye Borçlusunuz!…

Eğitim, Kariyer, Liderlik Yöneticilik, YÜKSEK Motivasyon, İŞ'te Hayat 2 Yorum »

Belirli bir alanda başarıya ulaşmış sayılan insanlara sorduklarında “başarınızı neye borçlusunuz?” diye genellikle bir transa geçmiş edasıyla benzer yanıtları verir hemen herkes.

“çok çalışmaya, daha çok çalışmaya ve hatta çok daha çok çalışmaya…”

Peki kimse demez mi ki; gerçekten çok çalışmasına ve hatta uzun süredir çok çalışmasına rağmen başarmak istediği sonuçlara ulaşamamış bu kadar çok insan varken bu işin sırrı gerçekten bu kadar yavan mıdır diye! Elbette bunu düşünür insanlar ancak “çok çalışmalısın” telkininin mukaddesliğinin tesiriyle sanırım başka yanıt aranmaz.

Çalışmak gerektiğini reddetmeden, başarı kavramının göreceli, değişken ve aslında pekte ölçülemeyen bir şey olduğunu da kabul ederek çok farklı bir bakışa değinmek isterim.

Muhakkak insanların başarmalarında birçok etken vardır ve kendilerini bir şekilde amaçları doğrultusunda düşünce, duygu ve davranış üretecek ve doğru yaklaşımı göstererek sonuç alacak şekilde yönlendirmiş ve başarmışlardır.

Ancak hep gözden kaçırdığımız şey aslında birçok başarının bedelinde başarısızlıkların yattığı gerçeğidir. Evet başarmak için başarısız olmak gerekmiştir çok zaman. Hem de defalarca.

Nasıl ki buluşlar yapıldığında ilk denemede beklenen sonuç alınamıyorsa ve hatta doğru sonucu alana kadar birçok kez yanlış sonuç alınıyorsa, uçaklar düşüyor, makineler patlıyor, cihazlar yanıyor, ve Edison ampülü geliştirene kadar defalarca denemesinde sonuca ulaşamıyorsa, kişilerin ve şirketlerin başarılarında da bunun gibi birçok besleyici başarısızlık yaşanmışlığı yatıyor.

Ancak sanırsam ki insanlar başarılı olduktan sonra(öncesinde değilmiş gibi sanki) başarısızlıklarından utanıyorlar mıdır ki bunlara hiç değinmeden, “çok çalışmak lazım” diyerek konuyu çarpıtıyorlar. Kim bilir belki de herkes başarılı olsun istenmiyordur, başarı bir tür kıskançlığı da beraberinde getiriyordur belki :)

Evet nasıl ki başarısız olmaktan korktuğu ve utandığı, sıkıldığı için kişi girişimde denemede bulunmuyorsa, benzer şekilde başarılı olmuş insanlarda başarısızlıklarından bahsetmiyorlar. Oysa orada besleyici çok fazla şey var. Hem yapılan hatalardan ders alma adına, hem de hata yapmaktaki duygusal dengeyi geliştirme adına. Yani yanlış yapmayı, başarısız olmayı nasıl atlatabildiğini, nasıl üstesinden gelebildiğini, sineye nasıl çekerek nasıl yeniden ayağa kalkabildiğini aktarabilirse daha yararlı olacaktır. Tabi istenirse…

Yeniden dile getirmek gerekirse başarımızı başarısızlığımıza borçluyuz. Buda demek oluyor ki başarıyı öğrenmek için başarısızlığı öğrenmek lazım. Elbette bahsettiğim şey başarısızlığı kanıksamak değil. Başarısız olmayı göze alabilmek. Cesaret edebilmek, denemeyi, yeniden, yeniden, yeniden denemeyi göze alabilmek gerekir. Hata yapmayı göze almadan doğruları da yapamayabiliyoruz. Zaten hiç hata yapmıyorsak muhtemelen hiçbir şey yapmıyoruz demektir.

Başarılı olmak istiyorsak göze almalıyız ve yaşamalıyız, başarısızlığı. Çünkü başarılı olmak için önce başarısız olabilmeyi göze almak gerekir, sonra yeterince başarısızlık yaşamış olmak gerekir, ve buna cesaret göstermek gerekir.

Bunun için yöneticilerde ekibinin başarısızlıklarını göze alabilmeli bunlara tamamen engel olarak yada yasak getirerek gelişime ket vurmamalıdır. Eğer başarı istiyorsanız başarısızlığı da sineye çekebilecek nitelikte olmalısınız. Hem kendiniz için hem ekibiniz için, yoksa devinim olmaz yoksa gelişim olmaz…

Sanırsam “çok çalışmak lazım” ifadesindeki kasıt aslında buna benzer bir şey, bu telkinde bulunanlarında yanılmadığı, yanıltmaya çalışmadığını kabul edelim ki asırların öğüdüne haksızlık etmiş olmayalım :)

Eğer başarısızlığı göze alır, hata yapmayı göze alır ve harekete geçersek ve defalarca olumsuz sonuç almış olmamıza rağmen pes etmez devam edersek, elbette gerektiğinde rotamızı değiştirme anlayışını da gösterebilirsek, hata yapmış olma ve başarısız olma korkusunu yener ve sonucun mutluluğuna odaklanırsak, işte o zaman başarıya ulaştığımızda sorarsalar “neye borçlusunuz” diye “artık borçlu değilim, bütün taksitlerini ödedim” diyebiliriz. :)

Şimdi gidip ulaşmak istediğimiz sonuçlar adına bazı başarısızlıkları yaşamak lazım…

Toplam Okunma: 2154 | Bugunku Okunma: 0 | En Son Okunma: 20.06.2010-05:21

Sunumunuz Sönümünüz Olsun isterseniz…

Eğitim, Kariyer, Sunum Teknikleri, YÜKSEK Motivasyon, İŞ'te Hayat 1 Yorum »

Kötü sunum yapmanın yolları’ isimli yazıda çok yaygın yapılan ve sunumunu verimsiz ve keyifsiz hale getirmek isteyen herkesin işine yarayacak sunum tekniklerine değinmiştik.

İyi Sunum Yapmanın Yollarına örnek vermeden önce sıkça rastlanan yanlışlara son bir kez daha ve biraz detaylandırarak değinmek istedim.

Öncelikle daha önce belirtilen 10 yöntem ile sunumumuzu olabildiğince zorlayıcı, verimsiz ve keyifsiz hale getirebileceğimizi yeniden hatırlamakta yarar var. Ancak yetmez daha kötü bir sunum olsun istiyorsak, şu yöntemlerle destekleyebiliriz.

  • Her slayt için farklı tema, farklı yazı büyüklüğü ve font kullanabiliriz
  • İlgimizi, heyecanımızı isteğimizi kendimize saklamalıyız, izleyicilerle etkileşime geçmenin anlamı yok
  • Kocaman anlamsız sayılar kullanılabilir (9.866.321)
  • Yönümüz sürekli sunum ekranına dönük olsun
  • Bir kürsünün arkasına saklanabilir yada oturabilir ve sunum sonuna kadar yerimizden kalkmayabiliriz hatta el kol hareketi ve hatta mimiklerimizi bile sıfırlayabiliriz
  • Slaytlarımız olabildiğince kalabalık ve görünemez olsun, her şey slaytlarda olsun
  • Slaytlara bütün teknik detayları ekleyerek dinleyicileri çıldırtabiliriz
  • Sunumu powerpoint sunusundan ibaret sayıp, sunumu yapan kişinin bilgi, beceri ve tutumunu hiçe sayabiliriz
  • Her slayt geçişine ve her kelimeye anlamsız animasyonlar ekleyebiliriz
  • Sorulara izin vermeyip, soranları da bir şekilde geçiştirebiliriz
  • Zaman konusuna önem vermemize gerek yok, hatta söz verdiğimiz sürenin en az 2 katını kullanırsak daha makbul olur
  • Ürün tanıtımı içerikli bir sunum ise, dinleyici/müşteri grubunun karşısında daha önce denemediğimiz yöntemleri göstermeye(aslında görmeye) çalışırsak çok yerinde olur. Hele ki denediğimiz yöntem çalışmaz veya beklenmedik sonuçlar oluşur ise, işte o an sunumunuzun sönümünüz haline geldiği andır…

Aslına bakarsak bu saydığımız yöntemler ‘daha çok akılda kalmanıza yarayabilir’ demek isterdim, ancak çok yaygın yapılan davranışlar olduğu için sizi pek özel kılmaz :)

O nedenle Sunumunuz Sönümünüz Olsun İsterseniz bu yöntemlere başvurabilirsiniz. Ancak büyük çoğunluğunu aynı sunumda gerçekleştirebilmek belki bir farklılık oluşturup bizi yıldız yapabilir, ancak İyi Sunum Yapma konusunda değil elbette.

Etkili ve Keyifli Sunum yapmak, ve hatta daha ileri gidip Çarpıcı Sunumlar Yapmak konusunda da yazmak gerektiğinin farkındayım. Ancak şimdilik bu ve önceki yazıda belirtilen davranışlardan kaçınmak bile ortalamanın çok üstünde ve başarılı bir sunum yapmamıza yetecektir :)

Toplam Okunma: 3436 | Bugunku Okunma: 0 | En Son Okunma: 20.06.2010-11:41

Denetleyici değil Destekleyici olmak

Eğitim, Liderlik Yöneticilik, YÜKSEK Motivasyon 5 Yorum »

Yanlışları arayan göz elbette bulur bir şeyler, ancak gücü yetmez bu bakışın doğruları görmeye bulmaya. Ve elbette doğruları oluşturmaya da gücü yetmeyecektir bu tutumun. Üreteceği şey yanlış bulmak, yanlışı artırmak ve hatta yanlışa neden olmaktır. Ve başaramayacağı diğer bir şey ise yanlışa engel olmaktır. Çünkü çözümün parçası değil sorunun parçası ve bir süre sonra belki tamamen kaynağı olma çabasıdır bu tür bir yaklaşım. Çok ilginç, ancak maalesef bu durum, hemen hepimizin tanıdık olduğu ve kolay, kolay inkarda edemeyeceği gerçektir…

Bu durum denetlemek dürtüsünden gelir. Oysa gereken çok zaman desteklemektir.

Denetleyici değil destekleyici olabilmek ve desteklemek herkesin yapabileceği bir iş değil. Ama denetlemek dediğiniz zaman hemen herkes buna soyunur. Çünkü denetleyen muhakkak bir sorun bulur, ancak asıl sorun olan bu tutumdur :)

sorunun değil çözümün parçası olmakla kasıt aslında budur, çözüme dair bir küçücük şey var ise onu denetlemek, onun destekçisi olmak gerekir, probleme dair olan her şeyin denetçisi olup sorunun parçası olmak değil.

Kendimize ve başkalarına karşı yaptığımız önemli köreltici ve ileriye ket vurucu tavırlardan biridir bu. Yapamadığını yâda yanlış yaptığını sürekli irdelememiz, tam o yanlışı düzeltmeye çalışırken başka yanlışı yakaladığımız ve bir süre sonra tamamen beceriksiz bir tutum içine soktuğumuz kişi bazen ekibimizdeki bazen karşımızdaki kişidir, bazen ise kendimizdir. Oysa gerçek hayat bu şekilde işlemez. Bu gerçeğin farkında olmak bize kendimizi ve diğerlerini daha hünerli daha becerikli daha gelişmeye müsait hale getirebilme gücünü verir. Çünkü ancak doğru yapılanları desteklemek ile gerçek anlamda daha iyi sonuçlar alınabilir.

Otomobile kaza yapmamak için binmek yerine, amacınıza ulaşmak için binmek sizi ve eğer direksiyonda başkası var ise onu daha kontrollü bir sürücü kılar. Elbette otomobil kullanmayı bildiğinizi varsayıyoruz, bununla birlikte henüz bilmeyenin bile öğrenmesi esnasında yine aynı destekleyici tutumu edinmemiz gerekmektedir. Bu yaklaşım, süreci kısaltabileceği gibi daha kaliteli ve keyifli halede getirebilir.

Özetle denetleyici olmaktansa, destekleyici olmak gerekmektedir eğer amacımız gelişim ise. Yok, ama değilse zaten, denetçilikten köstekçiliğe ve belki kötekçiliğe soyunacaktır bu tutum, kendisine hâkim olamayarak :)

Toplam Okunma: 2309 | Bugunku Okunma: 0 | En Son Okunma: 19.06.2010-20:51



Sayfa 6 / 12« İlk...3456789...Son »
WP Theme & Icons by N.Design Studio
Entries RSS Comments RSS Giriş